28 Şubat 2011 Pazartesi

AŞK


Başından büyük bir aşk geçmemiş her kadın için, bu bir eksikliktir;
Başından büyük bir aşk geçmiş her erkek için ise, bu bir fazlalıktır.
Erkeğin hayatında belki bir aşka yer vardır. Kadının ise aşkında belki bir hayata...

Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delirirler.
Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise herşey yeniden değerlenir.

Çünkü aşık kadın "nasıl olsa bitecek" sezgisi ile hareket eder.. Aşık erkek ise "nasıl olsa sonsuza dek sürecek" yanılgısıyla... Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve huzursuzdurlar; Aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.
Aşık olmak erkeğe yakışır. Kadına asla. Kadına yakışan sadece aşktır.
Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, Aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle. Kadın ne ister? Ne mi ister? Hepsini ister. Ve aynı anda.
Peki erkekler ne ister? Hem sevgili karıları hem de haremleri olsun isterler. Peki neden korkarlar? Hem karısız hem de haremsiz kalmaktan korkarlar.
Kadın erkeğinin kendisine kul köle olmasını ister; olunca da ondan nefret eder. Erkek ise kadının kendisine köle olmasını istemez; olunca da onu sever.
Bir erkek kadından bıktığı için onu terk eder; Bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var. Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.

Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç tereddüt etmez. Kararlı, şuurlu ve son derece akıllı biçimde bütün strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir. Delilik, kadınların aklıdır.. Ve sadece bu özellikleri bile, onların erkeklerden daha üstün kabul edilmeleri için yeterli bir sebeptir.

Kadınlar, sezgileriyle her şeyi bilirler. Erkekler ise akıllarıyla hiçbir şeyi bilemezler...

Kadınlar her şeyi görürler. Göremediklerini duyarlar. Duyamadıklarını ise sezerler.

Dişilik yalnız algı kapılarını değil, bütün telepati, sezgi, altıncı his ve üçüncü göz kapılarını açan, Mescaline, Psilosibin kadar güçlü bir iksirdir.

Kadınların sezgileri o kadar olağanüstüdür ki, onları erkeklerden çok daha üstün saymamak için hiçbir neden yok.

Sezgi de neymiş mi dediniz? Aklın eli, kolu, gözü, kulağı ve burnudur. Aklın dürbünü, pusulası ve radarıdır. Şahini ve tazısıdır. Kapanı, tuzağı ve oltasıdır. Sezgi en kurnaz avcıdır. Sezgi olmasa ne bilim, ne felsefe, ne sanat olurdu.

Akıl mı? Akıl sezginin uşağıdır. O kadar.. Sezgileri yerine bilgileri ile hareket eden bilgiç kadınlar kadar itici yaratıklar düşünemem. Akıllıları ve kültürlüleri ise itici değillerdir, ama sıkıcı olurlar çoğu zaman.

Kadına en çok yarayan ne akıl, ne bilgi, ne de kültürdür. İnce ve şuh bir zekadır...

25 Şubat 2011 Cuma

'Lali Berte'ye Mektuplar'


çıplak gözle görülebilen bütün yıldızları saydım, gözlerin şehlaydı. sesin hüzünle ve ayışığıyla yıkanan bir ırmaktı ve yüzün sokaklarının kasımpatı kasımpatı koktuğu yıkık bir kasaba. ağzın kırmızı ve öpük bir telaş içindeydi, ürkekti. saçlarınsa omuzlarından kalçalarına dökülen bir şelale. seninle kendi bedenimde kaç... kez çığlık çığlığa seviştim de, bedenin keşfedilmez bir coğrafyaydı. ödünç iki damla gözyaşı vermiştin bana. uzun bir yağmur, bir akasya masalı, marks'ın mezarından koparılmış bir katre karanfil, mor bir hırka soğuk kış geceleri için, hüzünlü akşamlar için gri bir şarkı. geceleri gökte bir ay, denizde bir sandal... ben bu yarayla yüreğim, sana nasıl yetişebilirdim? yetişsem ne verebilirsim sana, bu çılgın çıngırak yazılardan, bir çakıltaşı ve söğüt dalından yapılmış bir kolbağından başka? kaldım...
Sesini duymak istiyorum, dedim; sesin kırmızı bir kadife... Sesin kırmızı bir kadife değil, sesin la mer; Şafaktan öğleye kadar denizde, dalgaların oyunu, rüzgarla denizin konuşması... Lali Berte, sesin deniz. Sonlu ve sonsuz gökyüzü, yıldızlar..... bin yıllık bekleyiş için majör tonda senfoni, kuşların uçuşu... lodos....... yıllar sonra dönülen kentler..... çıkmaz sokakta çıkmaz bir ev, çıkmaz bir hayat... Sarayburnu, Kızkulesi, Köprü...... Sesin kırmızı bir şarap, dilimlenmiş domates, yanan sigara... içsem daha ilk yudumda ben aşık olur, çocuk olur, sarhoş olurum... sesin Güvercinada'da deniz feneri, gece.....
Aşkı anlatacaktım olmadı. Sözcükler hep yarım kaldı. Söze nereden başlasam, sonraya kalanlar ayaklandı
Açık bırakılmış bir kitap senin gözlerin, beklenen ve beklenmeyen bir mektup, fırından yeni çıkmış bir simit, dağılan bir ilkokul, ekmek ve peynir, bir bardak demli çay, Brahms'ın keman konçertosu, ağustos'ta Rapsodi... Akşaımın alacakarnlığı senin gözlerin, gecenin yarısı - çıplak gözle görülebilen tüm yıldızları saydım, bulduğum sonuç aynı: Yoksun!..
Çaresizlik bana sunduğun. Hep aynı yerde olmak, martılara bakmak bakmak; bir çakıl taşını ötekine, bir zeytin çekirdeğini duvara sürtmek, her şeyin, her şeyin ve herşeyin altında ANLAM'ı ve AŞK'ı aramak... Bulduğum her şeyi yitirmek ve yitirdiğim hiçbir şeyi bulamamak, bana sunduğun. Yaşam acıları ve ölüm acıları bana ...sunduğun.......... Kan, yalnızca kan bana sunduğun. Bana sunduğun, dayanıklı olmak zorunlulığundan başka ne? Bir avuç cehennem bana sunduğun. Dört bir yanda çarpışmak. Marx'ın mezarından koparılmış iki kırmızı karanfil. Issız bir kumsal. Kırık bir çift yürek, paramparça bir sandal...... Dalgın bir bakış bana sunduğun. Her sokakta aynı anda sana çıkıyorum ki, yoksun: bir rüya. Bir martının suya değen kanatları. Maviyeşilturuncumor bir kırmızı. Ilık bir ses, bana sunduğun...Bir dize boyu sonsuzluk..... hüzün ve keder..... ahh. bana sunduğun kör bir beklenti...
Lali Berte; sana yazmak, seninle olmak mutlu ediyor beni: Dayanıklı kılıyor. Her yanım seyiriyor sana yazarken. Alnımı ter, göğsümü ateş basıyor. Yüreğim küt küt atıyor... Herkes duyacak diye bir de korkuyorum ki! Hem korkuyorum, hem de... Hem de Sevmek ne güzel şey! Heeey, diye bağırmak geliyor içimden. Bunu bir gün y...apacağım! Bir gün, insanlar sokaklara, sokaklar alanlara dökülünce... Dünyanın bütün alanlarında sende bekleyeceksin beni, değil mi?
Bekle. Sana kırmızı bir gül vereceğim...
kalbine çıkacak yolu buldum da
toprağı koyacak yer bulamıyorum...
Lali berte
sana duyduğum sevginin
önü-ardı
altı-üstü
sağı-solu yok..
...öylesine sonsuz
öylesine sınırsız...
Yoksun! hiç olmadın. Ve / ve de hiç olmayacaksın. Ne olduğunu da tam olarak bilmiyorum. Nasıl olduğunu da. Hiçbir şey tam değil kel kafamda! Ben aradığım herşeyin -herşeyin herşeyin herşeyin ve herşeyin- adına Lali Berte diyorum. Bulduğumda yitireceğim herşeyin herşeyin herşeyin ve herşeyin adına Lali Be...rte diyorum. Bulduğumuzda yitireceğimiz şeydir çünkü özgürlüğü arıyorsak özgürlük, aşkı arıyorsak aşk. Ölüm bile arıyorsak bulduğumuzda yitireceğimiz birşey değil mi?

Bulduğumda yitireceğim hiçbir şeyi aramıyorum.
Ben yalnızca arıyorum.
Aramak Lali Berte demekse...
Bekle...
Ben seni ölümde bile arayabilirim.
siyah, kırmızı, turuncu bir düştür artık lali berte
eksikliği insanı eksilten bir şeydir
yıldızlar kadar uzak durur; ama sokuluverir usulca...
bazen karşındadır oysa, ellerini uzattın mı yok olur ansızın.

...hüzün deryasına batırsan gıkı çıkmaz;
ama en sağlam yerinden öylesine kırılgandır.
günler devrilir, aylar sararır, yıllar morarır,
gemiler limanlarına, trenler garlarına, arabalar garajlarına çekilir...
yaşam akıp gider yanınızdan "o" kalır sadece.
teninizde düşümtırak bir tatla birlikte...

hoşçakal lali berte...

13 Şubat 2011 Pazar

Aşk Kendine Susar

uzanıyor gölgem
yanyana şizofren bir
kasımpatıyla
ne kokusu ne hatrı kalıyor
öylesine açız ki ölüme
öylesine açız ki harçsız
ve haraçsız bir sevdaya
uzanıyor gölgem
uzadıkça uzuyor
bütün okuduğum kitapları
mezar taşı yapayım istiyor
şiirleri yağmur,
türküleri hayrat
uzakdıkça uzanıyor gölgem
yerim hazır
ben de uzanıyorum
boylu boyunca

Aforizmalar


* Evim der ki, "Beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor." Yolum der ki, "Gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim." Ve ben hem eve, hem de yola derim ki, "Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

Sahip olduklarınızdan verdiğinizde çok az şey vermiş olursunuz. Gerçek veriş kendinizden vermektir.